Halkevleri 29. Olağan Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi: Halk Direnişini Yükseltelim!

10.06.2026

Halkevleri’ni tarihsel birikimimizden ve halkın direniş eğilimlerinden aldığımız güçle daha yaygın ve zengin bir örgütlenme ağına kavuşturacak, toplumsal haklar mücadelesi zemininde yükselecek Halkın Hakları Hareketi’nin kurucu unsuru ve günün devrimci inisiyatif merkezinin öncüsü olarak yeniden inşa edeceğiz. Nesnel tarihsel koşullar olgunlaşmıştır. Gerisi devrimci cesaret ve kararlılık meselesidir.

Sermaye 2008 küresel finans krizi itibariyle demokrasi” ve hukuk” iddiasını terk ederek kendi varlığını sürdürebilmek için insanlığa karşı açık savaş haline geçti. 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken bu artık yakın geleceğe dair ipuçları veren bir teorik tespit değil; uluslararası, ulusal ve yerel ölçeklerde gündelik olarak deneyimlediğimiz bir gerçeklik. Kapitalizmin kendini kabul ettirebilmek için rıza üretmek zorunda olduğu ve rıza üretebildiği eski dünya düzeni bütün kurumları ile çözülürken, emperyalist-kapitalist sistem sermayenin çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir yeni savaş düzeni” ile karşımıza çıkıyor.

Yeni savaş düzenini Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya uzanan açık sözlü emperyalist saldırganlıkta ve dünyanın dört bir yanında farklı yüzler altında halkın karşısına dikilen isyan bastırma rejimlerinde görüyoruz. Ülkemizde de Saray, emperyalizmin ve sermayenin hizmetinde, tüm muhalefeti ve emekçi halk kitlelerini hedef alan özel bir saldırı programı işletiyor. Askerileşme, mülksüzleştirme, güvencesizleştirme, yoksullaştırma ve artık seçme-seçilme hakkını dahi rafa kaldıran politik baskılar kol kola gidiyor.

Saray iktidarı, Türkiye’yi NATO üyeliği başta olmak üzere yeni-sömürgecilik ilişkilerinin yanı sıra Donald Trump yönetimiyle kurduğu yakın ilişki üzerinden emperyalist saldırganlığın hizmetine koşuyor. Silah harcamalarını 2035’e kadar gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5ine çıkarma konusunda söz verilmiş, kamu kaynakları aile ilişkileri ile iç içe geçen silah şirketlerinin hizmetine sunulmuştur. Emperyalizmin NATO zirvelerinde karara bağladığı bölgesel hakimiyet planları doğrultusunda ülkemizin güneyinde 50 bin kişilik bir uluslararası kolordu ve kuzeyinde de uluslararası deniz komutanlığı kuruluyor. Saray iktidarı, emperyalizmin desteğini güvence altına almak için 7-8 Temmuzda gerçekleşecek NATO Zirvesinde yeni görevler üstlenmeye hazırlanıyor.

Namluları halklara, sopaları işçi sınıfına çevrili. Tayyip Erdoğan mevcut savaş koşullarında Türkiye’yi çokuluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi” haline getirmeyi hedeflediklerini söylerken, ekonomi yönetimi de ülkemizi kentleri, doğası ve emeğiyle uluslararası sermayenin yağmasına açmak için çabalıyor. Doğamız, kentlerimiz, tüm yaşam alanlarımız yağmalanıyor. Sermaye kârına kâr katsın diye on milyonlarca emekçinin payına düşük ücretler, iş cinayetleri, çocukluktan yaşlılığa uzanan ağır çalışma koşulları, yaşam pahalılığı, borçluluk, açlık, sendikasızlık, güvencesizlik, geleceksizlik, işsizlik düşüyor.

Ancak işçi sınıfı emperyalist-kapitalist saldırganlığın mağduru değil, bu savaşın direnişçisi, yeni bir dünyanın da kurucusudur. Emperyalizmin hakimiyet planları varsa halkların da kurtuluş özlemleri var, savaşa ve işgale karşı direnişi var. Sermayenin sömürü ve yağması varsa işçi sınıfının da direnişi var, bu düzeni yıkıp yeni bir toplum kurma kapasitesi var. Saray’ın özel saldırı programı varsa halkın da isyan ve direnişi var.

Emperyalizmin ve sermayenin takdirini toplarken emekçi halk kitlelerinin hoşnutsuzluğunu giderek büyüten Saray’ın bugünkü esas meselesi iktidarını koruyabilmek için muhalefeti etkisiz hale getirmek, emekçi halkı siyasetsiz ve hareketsiz kılmaktır. Devletin Kürt hareketi ile yürüttüğü müzakere sürecinin de ana muhalefet partisi CHPyi hedef alan operasyonların da geleneksel emek örgütlerine iktidarın gösterdiği sınırlar içinde varlık olanağı tanımalarının da amacı budur.

Ne var ki bu halkın değil Saray’ın açmazına işaret etmektedir. Bu iktidarın seçimle değişebileceğine dair umutların ortadan kaldırıldığı yerde halk için sokaktan, direnişten başka çare kalmamaktadır. Geleneksel örgütlenmelerin, işçi sınıfının ve toplumsal müttefiklerinin mücadele eğilimlerine yanıt vermediği yerde direniş çizgisi öne çıkmaktadır. Düzen siyasetinin tıkanması ya da etkisiz hale getirilmesi, proleterleşmiş Türkiye toplumunun çaresizliği anlamına gelmemektedir.

Türkiye işçi sınıfı, onu sermayenin ve iktidarın saldırıları karşısında savunmasız bırakan düzen içi muhalefet çizgisine mahkûm değildir. İşçi sınıfının bağımsız politik varlığını esas alan ve düzenin sınırlarına hapsolmayan bir hareket çizgisi gerekli olduğu kadar mümkündür de.

Bugün direniş”, işçi sınıfı için, halk için bir toplumsal-politik varoluş koşuludur ve kurtuluşun yolu da işçi sınıfının bağımsız çıkarları doğrultusunda halk direnişini yükseltmekten geçmektedir. Yaklaşan büyük depremin habercisi öncü sarsıntılar gibi gelişen işçi direnişleri, maden işçilerinin ve eğitim emekçilerinin Ankara’ya taşınan eylemleri, üniversite ve gençlik eylemleri, şirketlerin yağmasına karşı gelişen köylü direnişleri, 1 Mayıs eylemleri iktidarın zayıf noktasına da işaret etmektedir. İşçi sınıfının bağımsız çıkarlarının öne çıktığı direnişler, geniş toplumsal kesimlerin empati ve desteğini kazanmakta, güçlü birer çekim merkezine dönüşmektedir. Saray iktidarının gizleyemediği büyük korkusu, düzenin tarif ettiği sınırlara hapsolmayı reddeden sınıf temelli bir direniş çizgisinin öne çıkmasıdır. Düzen siyaseti tıkanmıştır. Görev, dışarıya havale edilemeyecek biçimde devrimcilerindir. Faşizmin saldırı programına direnebilecek tek güç; örgütlü bir halk ve halkın bağımsız politik hareketidir.

Şimdi tüm odağımız, Saray iktidarına karşı direniş kararlılığını büyütmek ve faşizme karşı harekete geçmiş halkın bağımsız bir siyasal özne ve hareket olarak kendini ortaya koymasını sağlamaktır. Bu halk, kendi kaderini eline alacak ve kurtuluşun yolunu açacaktır.

Biz ülkemizin yeni-sömürgeci bağımlılık ilişkilerinden kurtulmasını, faşizmin yıkılmasını, dinci gericiliğin devlet ve toplum üzerindeki egemenliğinin son bulmasını, Kürt sorununun toplumsal-demokratik çözümünü, tüm halkların eşitliğini, kadınların özgürlüğünü, LGBTİ+ların eşit haklara sahip olmasını, dünyayı tehdit eden ekolojik tahribatın son bulmasını istiyoruz. Sermayenin sömürü ve yağma düzenine karşı toplumsal hak mücadeleleri temelinde birleşerek yükselecek işçi sınıfının kurtuluş mücadelesini de tüm bu mücadelelerin koşulu ve yoldaşı; sınıfın bağımsız çıkarlarını esas alan direniş çizgisini bütün devrimci dinamiklerin birleştirici zemini olarak görüyoruz.

Halk direnişini yükseltme ve halkın bağımsız politik hareketini yaratma doğrultusunda Halkevleri önümüzdeki mücadele sürecinde kendisine üç katmanlı bir görev tanımlamaktadır.

1. Halkevleri örgütünün niteliksel ve niceliksel olarak geliştirilmesi

Halkevleri örgütü, halkın muhalefet evleri”nden hak mücadelelerinin çatısı”na, mücadelenin çok boyutlu doğasına uygun biçimde çok farklı işlevler üstlenmiş, bu süreçte farklı mücadele alanlarından on binlerce Halkevci yetiştirmiştir. Bu büyük birikimin yanı sıra, sokağın ve halkın bağımsız örgütlenmesinin asli rolünü idrak eden genç kuşaklar örgütlenme eğilimindedir. Halkevleri hem bugüne kadarki birikimini günün ihtiyaçları doğrultusunda en etkin şekilde seferber etme ve mücadeleye yeniden katma hem de gelişen mücadele eğilimi içinde yeni Halkevci kuşaklar örgütleme görevi ile karşı karşıyadır.

Birbirimizi yalnız ve çaresiz bırakmayacağız” sözümüzün gereği olarak Halkevleri, örgütlenme ağını il il, mahalle mahalle genişletecek ve mücadele alanlarını geliştirecektir. Bu genişleme sadece nicel bir genişleme değil, Halkevi şubelerimizin gerçek bir halk örgütü olarak işlemesi, halkın tüm yaratıcı potansiyelini harekete geçirecek bir kültür sanat örgütü, bir doğa ve yaşam savunması örgütü, bir afet örgütü, bir emekli örgütü, bir kadın örgütü, bir gençlik örgütü, bir çocuk örgütü olarak inşası olacaktır.

2. Halkevlerinin, toplumsal haklar mücadelesi zeminlerinde yükselecek Halkın Hakları Hareketinin kurucu unsuru olarak yeniden inşası

Toplumsal haklar mücadelesi, sınıf mücadelelerinin belli bir alana ya da kitle örgütüne özgü bir parçası değildir; aksine, sınıf mücadelelerinin, atomize edilmiş işçi sınıfını bütünsel bir mücadele içinde birleştirecek ileri hattıdır. Saray iktidarı karşısındaki halk direnişinin, kurucu bir nitelik kazanacak şekilde sürekliliğini, derinleşmesini ve genişlemesini sağlamasının koşuludur.

Halkın Manifestosu, devrimci siyasetin ana yatağı olarak tanımladığı toplumsal hak mücadelelerinin izinde, politik ve toplumsal devrim ufkunu ortaya koymuş, sosyalizm hedefini somutlamıştır.

Bugün bütün bir yaşam ile karşıtlık halindeki sermayeye karşı emeğin yaşam savunması olarak yükselen hak mücadeleleri, üretim ve yeniden üretim alanlarında; maden, enerji ve inşaat şirketlerinin yağmasına açılan kentlerde, kırlarda ve tüm yaşam alanlarında yaygın, parçalı ve fiili, meşru, militan bir çizgide gelişmektedir. Devrimci politik bir ufukla bu mücadelelerin birliğini sağlayacak bir Halkın Hakları Hareketi’nin yaratılması, halk direnişinin gerçek bir kurtuluşa yönelmesinin de koşuludur.

Halkevciler farklı alanlarda toplumsal hak mücadelelerini örgütlerken, hak mücadelesi zeminlerindeki tüm direniş unsurlarıyla, hak mücadelelerinin bütün muhataplarıyla yan yana gelişleri ve temasları, devrimci bir toplumsal harekete, Halkın Hakları Hareketine ilerletme hedefi doğrultusunda kurucu inisiyatif alacaktır.

3. Devrimci bir inisiyatif merkezinin yaratılması yolundaki çabaların ilerletilmesi

Halkevleri’nin öncü bir rol oynadığı 1 Mayıs 2025 ve 2026 Taksim mücadeleleri, bir günlük sembolik eylemler olmanın ötesinde, halkın düzen içi muhalefet çizgisine mahkum olmadığını, geleneksel inisiyatif merkezlerinin krizi karşısında devrimci bir inisiyatif merkezinin inşasının mümkün olduğunu gösteren ve Türkiye toplumsal muhalefeti açısından milat niteliğinde deneyimler olmuştur. Bu süreç sosyalist harekette ve emek hareketinde yankılar üreterek devam edecektir.

İşçi sınıfının bağımsız çıkarlarını esas alan ve düzenin tarif ettiği sınırlara hapsolmayı reddeden muhalefet unsuları, kolektif fikri ve pratik çabalarla direniş çizgisinde birbirine yakınsamaktadır. Halkevleri bu eğilimin dönemsel çıkışların ötesine geçip, toplumsal muhalefetin ortak gündemlerinde sokağa yön veren devrimci bir inisiyatif merkezinin inşasına varması için üstlendiği öncü rolü sürdürecektir.

Genel Kurulumuzda ortaya koyduğumuz bu iddia doğrultusunda örgütümüzü seferber edecek, halk direnişini yükselteceğiz.

Yolumuz açık olsun…