18 Şubat 1952 Türkiye, Kore savaşında emperyalist çıkarlar için feda edilen askerler karşılığında NATO’ya dâhil edildi. Ve bu tarihten itibaren bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm kanlı katliamların altında NATO’nun imzası bulunmaktadır. Çünkü NATO; halkların emperyalizme karşı eşitlik, özgürlük ve sosyalizm mücadelesini bastırmak için kurulmuş emperyalist bir terör aygıtıdır, NATO özel harp dairesidir, NATO kontrgerilladır.
Bugün emperyalist dünya sistemi içerisinde kaynaklar üzerindeki hâkimiyet kavgası hızlanıyor. ABD, NATO belgeleri aracılığıyla zaman zaman rakip zaman zaman tehdit olarak tanımladığı Rusya ve Çin’in dünya üzerindeki etkinliklerini sınırlamaya ve geri attırmaya odaklanmış durumda. Bu rekabetin temelinde yatan kaynaklar üzerindeki hâkimiyet kavgasının konusunu nadir toprak elementleri, petrol, ticaret yolları ve tedarik zincirleri oluşturuyor.
Venezüella operasyonunun amacı da bu, ABD’nin Grönland’ı hâkimiyetine alma hedefini ilan etmesinin ana sebebi de bu. Ortadoğu’da yürütülen yeni sömürgeci operasyonlar da bu temelde geliştiriliyor, İran’a yönelik saldırı hazırlıkları da bu amaçlar için devam ediyor.
ABD’nin saldırgan tutumuna ayak uyduramayan ittifak içi çeşitli unsurların yarattığı gerilim zaman zaman NATO’da yaşanan krizleri ortaya çıkarsa da, emperyalistler dünya halklarını hedef almak konusunda ortaklar. Avrupa ülkeleri kendi içlerinde ortak bir plan geliştirmekten uzaklar ve askeri olarak ABD’ye muhtaçlar. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin “Eğer Avrupa Birliği’nin veya bir bütün olarak Avrupa’nın ABD olmadan kendini savunabileceğini düşünen varsa rüya görmeye devam etsin” sözleri, NATO’nun ABD’den bağımsız olmadığının itirafıdır. Dolayısıyla yaşanan her kriz günün sonunda ABD’nin istekleriyle uyumlu bir noktaya geliyor.
Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, bu savaş ve sömürü düzeninin yeni planlarının yapılacağı bir toplantıdır
Tam da böyle bir denklem içerisinde bu Temmuz ayında gerçekleşecek NATO zirvesi ülkemizde, Ankara’da toplanacak. Çatışmaların düğümlendiği bir coğrafyanın yani kuzeyde Ukrayna’nın Kafkasya’nın, doğuda İran’ın, güneyde tüm bir Ortadoğu’nun tam kesişim noktasında gerçekleşecek bu zirve ABD emperyalizminin NATO aracılığıyla yeni saldırılarının planlanma toplantısıdır. Zaten NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Shekerinska’nın “Ankara Zirvesi, uygulama ve somut sonuç üretme odaklı olacak” sözleri, bu zirvede bölgemize yönelik yeni saldırı senaryolarının masaya yatırılacağını kanıtlıyor.
Ülkemizde Saray iktidarı bu toplantıya ev sahipliği yapmak için pek hevesli. Çünkü tüm dünyaya safını bir kez daha göstermek, emperyalizm işbirlikçiliğini kanıtlamak istiyor. Oysa bu zirve için ayrılan 2 milyar lira, halkın eğitiminden, sağlığından, barınmasından çalınan kaynaklarla finanse edilmektedir. 2026 yılı için savunma ve güvenlik birimlerine ayrılan toplam 2 trilyon 155 milyar TL’lik bütçe, NATO’nun istekleri doğrultusunda belirlenmiş, halkın refahından çalınan bir bütçedir. Oysa bu kaynaklarla örneğin nitelikli ve parasız eğitim, öğrencilere bir öğün yemek, erişilebilir sağlık hizmetleri, üniversitelilere barınma imkânları sağlanabilirdi.
Biliyoruz, emperyalizme bağımlılık demek açlık, yoksulluk, sefalet ve daha fazla sömürü demektir. Türkiye halklarının geleceğinin ipotek altında tutulması demektir. Türkiye’nin ABD ve Avrupa’yla geliştirdiği her ilişki emperyalist bağımlılık ve sömürgecilik ilişkilerinin derinleşmesi anlamına gelmektedir. Bunun sonucunda düşük ücretlere dayanan bir emek rejimi, topraklarımızın enerji ve maden şirketleri tarafından talan edilmesi, temel toplumsal haklarımızın uluslararası tekellere devredilmesi demektir.
Biliyoruz, emperyalistlerin çıkardığı her savaş yeni yıkımların ve acıların habercisidir. Emperyalizmin her türlü örgütü, ittifakı bu coğrafyadan gönderilmeden bu coğrafyaya huzur gelmeyecektir.
Türkiye halkları NATO’nun bu topraklardan defedilmesini kendisine hedef olarak koymak zorundadır. Çünkü NATO’nun bir ileri karakolu olarak Türkiye’nin denklemden çıkması ülkemizdeki sömürgeci güçlerin yenilmesi, ABD’nin Ortadoğu’ya ve İran’a müdahale kapasitesinin sınırlanması demektir. Bu da emperyalist güçler arası hegemonya mücadeleleri uğruna bölge halklarını köleleştirmesinin ve bölgeyi sömürgecilik ilişkileri temelinde dizayn etmesinin önüne geçmek demektir. Halkların kendi kaderini eline almasının bir aşamasıdır.
Tüm bu sebeplerden kaynaklı Türkiye’nin NATO’da geçen 74 yılının yarattığı yıkıcı sonuçları görüyor ve “Artık yeter!” diyoruz. Emperyalistlerin halklara karşı yeni savaş planları için ülkemizde üslenmeye çalışanları uyarıyoruz. Kaderimizi dünyanın bütün kıtalarında direnen halklarla bir tutuyoruz. NATO zirvesinin ülkemizde gerçekleştirme heveslilerine sesleniyoruz. Katiller bu ülkeye gelecekse, Türkiye halkları da onları bugüne kadar yıkıma uğrattıkları tüm coğrafyaların öfkesiyle en uygun şekilde karşılayacaktır.
NATO’dan çıkılsın, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere üsler kapatılsın!