30 Ocaktaki son duruşmada tüm bu sürecin özeti soru soruldu Cankurtaranlılara: “Siz kimsiniz?” Devlet ihale etmiş, şirket ihaleyi almıştı. Üstelik aylardır köylüler yüzünden çalışmalara başlayamıyor, zararını da idareden isteyemiyordu. Alan almış, satan satmıştı: Peki ama biz kimiz? Yanıt çok basit: Halkız! Halkız ve Saray’dan büyüğüz, halkız ve sermayeden büyüğüz
Yaşamı savunmak için “kuvvetli bir kavga gerekiyor”
Cankurtaran’da “mesire alanı” projesi kapsamında şirketin çalışmaya başlayacağını öğrenmeleri üzerine, 2 Eylül’de, itirazlarını bir kez daha ifade etmek üzere Reşit Kibar köylüleri temsilen bir grupla Borçka Orman İşletmesine gitti. Görüşmeden çıktıklarında görüşmeyi köylülere aktarırken “Yarın oraya gelinecekmiş diye duyduk ama ilk oraya gelinmeye başlandığı zaman bir kuvvetli kavga gerekiyor, bundan emin olduk” diyerek bitirdi sözlerini.
Bir gün sonra ağaç kesimini engellemek üzere gittiği Cankurtaran’da katledildi Reşit Kibar. Geçtiğimiz cuma günü, 30 Ocak’ta, Reşit Kibar davasının 4. duruşması Artvin Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Son duruşma, bir öncekiler gibi, ekolojik yağmadan beslenen sermayenin, sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlenen devlet kurumlarının, güvenlik aygıtlarının, yargının dönüşümünü ortaya koydu. Bu dönüşümün ağaç kesimine direnen köylülere yönelik silahlı bir saldırıya ve Reşit Kibar’ın katline giden süreci nasıl ördüğüne dair pek çok veriyi gözler önüne serdi. Her bir duruşmadan akıllarımıza kazınan sözlerle süreci özetlemek ve son duruşmada bizlere sorulan “Pardon siz kimsiniz?” sorusuna yanıtımızla giriştiğimiz “kuvvetli kavgayı büyütme” sözünü vermek isteriz.
Sermayenin, Saray’ın yargısı
18 Nisan 2025’te görülen davanın ilk duruşmasında Cankurtaranlılar ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen yaşam savunucuları duruşmayı takip etmek üzere Artvin’de buluştu. Tüm yaşam savunucularının tarafı olduğu davanın duruşmasının görüleceği salon davanın taraflarını dahi alacak büyüklükte değildi. Duruşmaya ayrılan zaman da mekan kadar dardı. Yargının “adli vaka” yaklaşımı devrede idi. İktidarın tüm muhaliflerini politik suçlu ilan edip, yargılayacağı büyük duruşma salonları inşası bir süredir gündemimizde. Saray’ın karşısında yüzlerce kişi “sanık” sandalyesinde. Siyasi katliamlarda ise sorumluların, “sanıkların” sayısı olabildiğince daraltılıp “tetikçi” ile sınırlanıyor. Katliamların arkasındaki siyasileri, kamu görevlilerini sanık sandalyelerinde göremiyoruz. Bu sefer “müşteki” sandalyelerinin kalabalık olması gerekiyor. Ama öyle olması istenmiyor. Katledilirken toplu, katliamdan hesap sorarken bir başımıza olmamız isteniyor. Reşit Kibar davası Cankurtaran savunması, ekolojik yağmaya karşı direnişin davası olduğunu söyleyenler bu daraltmaya, yalnızlaştırmaya izin vermedi. Davanın tüm taraflarının katılabileceği bir duruşma salonu talebi Cankurtarandaki direnişin salona yansıması idi.
Yargının gerek Reşit Kibar gerekse ekosisteme yönelik politik bir cinayete yaklaşımı, öncelikle silah sahibi, azmettirici Fikret Merttürk’ün serbest bırakılmasıyla karşımıza çıkmıştı: “Sadece tetikçiyle ilgilenirim”. Sermayenin ve siyasilerin bu serbest bırakma öyküsünün arkasındaki yeri ise tartışma konusu bile değil. Soruşturma sürecinde kısıtlılık kararı verilip soruşturma süreci köylülerden saklanırken savcılık katliamı aydınlatacak tek bir işlem yapmadığı gibi dosyaya eşi Rukiye Kibar tarafından sunulan, dosya sanıklarının kastını ortaya koyan görüntüleri dahi izlemedi. HTS gibi deliller toplanmadı.
“Bitki türleriyle ilgilenmeyeceğim” diyen hakim, Orman İşletmesi’nin “Görüntü verin” talimatıyla gelen cinayet
30 Mayıs’ta davanın ikinci duruşması görüldü. Mahkeme başkanının henüz duruşmanın başlangıcında “bitki türleriyle ilgilenmeyeceğim” şeklindeki ifadesi davaya yaklaşımını ortaya koyuyordu. Ekolojik yağma ile kastedilen yaşamlar ve Reşit Kibar cinayetini birbirinden ayırmak cinayetin arkasındaki sermaye, siyaset ve kamu idaresi arasındaki bağlantıyı belirsizleştirmenin ana yolu idi. “Bir ağaç kesilirse selam okunur” diyerek yaşamını ağacın kaderiyle birleştiren Reşit Kibar buna izin vermediği gibi yaşam savunucuları da buna izin vermedi.
Duruşmada hafızamıza kazınan bir diğer cümle Cankurtaran’a “görüntü vermek” üzere gittiklerini söyleyen sanık Fikret Merttürk’e bu ifadenin kendisine sorulduğunda verdiği yanıttı. “Burada sadece ufak bir çalışma yapıp, görüntü vereceğiz” şeklindeki beyanı hatırlatılarak, görüntü vermekten kastının ne olduğu sorulduğunda “görüntü vermelerini” isteyenin Orman Bölge Müdürlüğü olduğunu ifade etti. “Onlar sembolik bir iş istediler. Bizim istediğimiz, bizim tercih ettiğimiz bir iş değildi. Oraya kadar kocaman makine götürüp, 30 metrekare yerde çalı sıyırıp dönmek ne mühendisliğe ne müteahhitliğe sığar. Neden bunu istediklerini bilemem, muhatap onlardır” dedi. 28 Ağustos 2025 tarihinde yapılan keşifte ise “görüntü vermelerini” isteyen yetkilinin dönemin Artvin Orman Bölge İl Müdürü olduğunu belirtti.
“Görüntü verilmesi” talimatını veren Orman Bölge Müdürlüğü mevzuata aykırı olmasına rağmen mesire alanı projesine onay veren müdürlüktü. Cankurtaranlılar defalarca Artvin Orman Bölge Müdürlüğü ve Borçka Orman İşletmesi’ne itirazlarını sunmuşlardı. Hatta cinayetten iki gün önce iş makinalarının Cankurtaran’a çıkacağı duyulunca Reşit Kibar köy grubunda Orman İşletmesi’ne gitmek için çağrı yapmış, 2 Eylül’de Orman İşletmesine giderek itirazlarını iletmişlerdi. Reşit Kibar’ın ifadeleriyle görüşme sonucunu aktaracak olursak:
Gittik görüştük hem şefle hem müdürle, müdür yüzde üçyüz adamlardan yana. Adamı her türlü almışlar. Kanuna göre konuşuyor, işten ben orayı ihale ettim, ihale sonucuna ben orayı amam lazım, izini çıkarmam lazım. Ben yapmıyorum. Buna devlet karar vermiştir. 20 yıllığına burayı biz oraya devretmişiz. Bu saatten sonra prosedür neyse onu yapmak zorundayım. Orayı bir an önce başlatmak zorunayım diye cevaplar aldık. Biz de gerekli şekilde dedik ki orada biz devletle karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Orayı da kimseye yaptırmayacağız diye söyledik. Çıktık. Sonuçta ne olur bilmiyoruz. Yarın oraya gelinecekmiş diye duyduk ama ilk oraya gelinmeye başlandığı zaman bir kuvvetli kavga gerekiyor, bundan emin olduk.
Yüzde üç yüz sermayeden yana olan “işletme”, müdürlük köylüleri dinlemedi. Dosyaya gelen HTS kayıtlarına göre cinayetin hemen ardından sanık Fikret Merttürk’ü ilk arayanlar arasında cinayet tarihindeki Borçka Orman İşletme Müdürü ve Şefi yer alıyordu. Verilen görüntü ise Reşit Kibar’ın katli, iki köylünün yaralanması ise sonuçlanan bir saldırı idi. Verilen görüntü sermayenin yaşam savunmasının karşısına sadece resmi kolluk güçleriyle değil, bu yağmadan nemalananların ellerine tutuşturulan silahla da çıkacağı idi.
Şirket yetkilisi “ekip istemedi”, jandarma güvenlik önlemi almadı
26 Eylül’de 3. duruşma görüldü. Cinayet tarihinde Jandarma Karakol Komutanlığı görevini vekaleten sürdüren jandarma ve diğer tanıklar dinlendi. Karakol komutanı çalışma yapılacak alanda öncesinde güvenlik önlemi alınmama gerekesini sanık Fikret Merttürk’ün talep etmemiş olması ile gerekçelendirdi. “Herhangi bir güvenlik önlemi alıp almamızı isteyip istemediğini sorduk…Ekip istemediğini söyledi”. Oysa köylüler aylardır valiliğe, Orman Bölge Müdürlüğü’ne, Borçka Orman İşletmesi’ne, kaymakamlığa projeye itirazlarını iletiyor, ağaç kesimine izin vermeyeceklerini söylüyorlardı. Artvin Jandarma İstihbarat bölgede gelişecek olayları takip etmek üzere özel fotokapan/kamera kurmuştu. Cinayetten bir gün önce, 2 Eylül’de Reşit Kibar bir grup köylü ile Borçka Orman İşletmesi’ne giderken Çifteköprü Köyü Kooperatifi Başkanı kaymakamlığa giderek dilekçe vermiş ve projenin başlamasına/ağaç kesimine oluşacak tepkiyi ifade etmişti. Jandarma Karakol Komutanı tüm bu çabaya rağmen önlem alınmamasını güzelce özetledi: Şirket istemedi. Aynı kolluk sanık Fikret Merttürk’e gözaltında telefonunu kullandırarak tanıklarla iletişime geçmesine olanak sağlamış, asılsız tutanaklar düzenleyerek, dosyadaki delilleri gereği gibi incelemeyerek soruşturmanın sağlıklı yürümesini de engellemişti.
“Pardon siz kimsiniz”
30 Ocaktaki son duruşmada tüm bu sürecin özeti soru soruldu Cankurtaranlılara: “Siz kimsiniz?” Sanık avukatı köylülerin projeye itirazları, projeyi yaptırmayacaklarına dair sürekli beyanları üzerine “Pardon ama siz kimsiniz?” sorusunu sordu. Devlet ihale etmiş, şirket ihaleyi almıştı. Üstelik aylardır köylüler yüzünden çalışmalara başlayamıyor, zararını da idareden isteyemiyordu. Alan almış, satan satmıştı: Peki ama biz kimiz? Bu soru vekili ağzından dökülse de aslında sanıkların, valiliğin, kaymakamlığın, orman işletmesinin, maden sermayesinin Cankurtaranlılara sorduğu soruydu: Siz kimsiniz? Devamla; Ne cüretle sermayenin karşısında dikilirsiniz? Ne cüretle devletin karşısına dikilip ‘yaptırmayacağız’ dersiniz? İşte bir yıl boyunca projeyi hayata geçiremeyenler bu aşamada “görüntü” verdiler. Projeyi engelleyen köylülere “siz kimsiniz” diye soran ellerde silah vardı.
Siz kimsiniz sorusuna yanıtı Türkiye halkları her vesileyle meydanlarda vermeye devam ediyor. Yanıt çok basit: Halkız! Halkız ve Saray’dan büyüğüz, halkız ve sermayeden büyüğüz. Kuştan, börtüden, böcekten daha büyük olmayan bizler ekosistemin bir parçası olarak yaşama açılmış savaşın karşısındayız. Reşit Kibar davasında olduğu gibi saflar çok belli. Bir tarafta halk diğer tarafta yaşamın tüm alanlarında egemenliğini ilan etmek isteyen sermaye, bir tarafta halk var. Bir tarafta sermaye düzenin koruyucusu polisten, jandarmadan Cankurtarandaki tetikçiye saçaklanan şiddet ağları, bir tarafta “tek bir ağaç kestirmeyeceğim” diyen halk var. Cankurtaran direnişi, Karadeniz’de boy veren ekoloji direnişleri ve Reşit Kibar davası bu ablukanın dağıtılacağı direniş hattı olmaya devam edecek.
Bir ağaç daha kestirmeyeceğiz, bir canımızı daha kaybetmeyeceğiz.
Halkevleri Örgütlenme Sekreteri Linda Sevinç HOCAOĞULLARI