HTŞ yönetimi, ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleşen 6 Ocak Paris görüşmeleri sonucunda İsrail ile anlaştı. Ardından da hemen ertesi gün Suriye’nin güneyini İsrail ordusuna bıraktıktan sonra kuzey ve doğuda Kürt yerleşimlerini hedef almaya girişti. Saray iktidarının açıktan desteklediği bu saldırılar 7 Ocak’ta Halep’in iki Kürt mahallesinde başlamıştı, 19 Ocak itibariyle Fırat’ın doğusunda HTŞ kontrolünde olmayan tüm kentlerin kuşatılmasına yönelik topyekûn bir savaşa dönüşmüş durumda. Hedefte ezilen Kürt hakının kolektif siyasal iradesi; özgür, özerk, ortak yaşam deneyiminin tasfiye edilmesi var. Suriye’nin kuzey ve doğusunda yaşanan savaş, emperyalizmin, faşizmin ve cihadizmin Türkiye dahil bölge halklarını hedef alan topyekûn saldırısının yalnızca bir safhası niteliğindedir. Bugün namlular Kürtlere çevrilidir ancak savaş Türkiye dahil bütün bölge halklarını tehdit etmektedir.
Müzakere sürecini Kürtleri silahsızlandırıp cihatçıları silahlandırmak üzere kurduğu görülen Saray iktidarının barışa değil savaşa hazırlandığı ortadadır. Tayyip Erdoğan, HTŞ lideri Ahmet el-Şara’yı (Colani) arayarak tebrik ettiğini söyledi. Sözümona Kürtlerle barışmaktan söz eden Devlet Bahçeli de bir süredir “barış ve çözüm” maskesini indirip savaş naraları atıyor ve HTŞ’nin Kürtlere müdahalesini destekliyor. Saray iktidarı ve muhalefet içindeki uzantıları Türkiye-Suriye sınırının seküler Kürtlerin kontrolünde olmasındansa El Kaide türevi, IŞİD artığı cihatçı örgütlerin elinde olmasını istiyor. Kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece cihatçıları herhangi bir halkçı inisiyatife tercih eden ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi de bu planı destekliyor. Suriye’de Alevileri, Dürzileri, Hristiyanları, Kürtleri ve kendileri gibi düşünmeyen Sünnileri katliamlarla hedef alan cihatçı terör, emperyalizm ve Saray iktidarı tarafından desteklenmektedir. Üstelik bu cihatçı tehdit sınırımızın ötesinde değil, 2025’in son günlerince Yalova’da vurup 2026 yılbaşı kutlamalarını iptal ettirecek kadar içimizdedir.
Yakın geçmiş, faşist iktidar koalisyonunun Suriye’deki savaşı doğusuyla batısıyla Türkiye’nin içini baskı altında tutmak için kullandığı örneklerle doludur. Bugün Suriye’de Kürt bölgelerini hedef alan savaşla eş zamanlı olarak 2015’in savaş koşullarını anımsatırcasına Türkiye’de bütün muhalefeti hedef alan sansür ve baskı mekanizmaları devreye girmiştir. Halkevleri’nin 27 kurumsal X hesabı da dahil olmak üzere pek çok sosyal medya hesabı engellenmiş, sokak eylemlerine yönelik müdahaleler adım adım tırmanmış, gazeteciler, DEM Partili belediye başkanları ve yöneticilerinin de gözaltına alındığı saldırılar yaşanmaya başlamıştır. Herkesin gözaltına alınabildiği operasyonlar günlük rutine dönüşürken, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar en absürt suçlamalar ve itibar suikastleri ile sürmektedir. Tüm bu manzara AKP’nin muhalefeti hedef aldığı seçim afişleri ile tamamlanmaktadır. Saray iktidarı, istisnasız tüm muhalefet güçlerini hedef alan özel bir savaş yürütmektedir!
Dost düşman bir kez daha ortaya çıkmıştır. Halkların emperyalizm ve faşizm karşısında direnişten başka yollarının olmadığı ve direnen halkların da birbirlerinden başka dostunun olmadığı bir kez daha görülmüştür!
ABD, İsrail ve Saray güdümlü cihatçı çetelerin Suriye’deki siyasal varlığı bir istiladır, meşru değildir, tüm halklara tehdittir. Emperyalizmin, faşizmin, cihadizmin saldırıları karşısında yanımız direnen halkların yanıdır!
Bizzat Saray güdümünde yürütülen bu savaş Türküyle Kürdüye bütün Türkiye halklarını teslim almak ve muhalefeti parçalayarak etkisiz hale getirmek için sürdürülen özel bir saldırı programının parçasıdır. Susmayacağız, Saray’ın oyunlarına gelmeyeceğiz, teslim olmayacağız!
Emperyalistler, işbirlikçiler, çeteler yenilecek!
Direnen halklar kazanacak!