Cankurtaran’a, memlekete Dursun Ali’ye özgürlük
Cankurtaran ormanlarını bölge halkıyla birlikte savunan Artvin Halkevi Yöneticisi Dursun Ali Koyuncu, 7 Eylül 2024 tarihinden beri, 82 gündür, hukuk dışı bir şekilde tutuklu.
Cankurtaran’a, memlekete Dursun Ali’ye özgürlük
Cankurtaran ormanlarını bölge halkıyla birlikte savunan Artvin Halkevi Yöneticisi Dursun Ali Koyuncu, 7 Eylül 2024 tarihinden beri, 82 gündür, hukuk dışı bir şekilde tutuklu.
7 Eylül 2024’ten bugüne haksız bir şekilde tutsak olan Artvin Halkevi Yöneticimiz ve Halkevleri GYK üyemiz Dursun Ali Koyuncu hakkında hazırlanan iddianameye, hapishaneden gönderdiği mesajla yanıt verdi.
“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı. Kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü.”
– Minerva Argentina Mirabal
Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı verdikleri özgürlük mücadelesinden vazgeçmedikleri için pek çok kez hapsedilen, işkenceye maruz bırakılan ve 25 Kasım 1960 yılında katledilen, Mirabel Kardeşlerden Minerva Argentina Mirabal’ın sözleridir bunlar.
Tüm dünyada ve Türkiye’de kadına ve LGBTİ+’lara yönelik şiddetin arttığı, katliamlarının kırım boyutuna vardığı, haklarının gasp edildiği, kadın emeğinin yok sayıldığı, patriyarkanın her alanda kendini üretebildiği böylesine bir zamanda 25 Kasım’a giderken kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesine mirastır bu sözler.
Çiğdem Serin, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde Sendika.Org’a konuştu. 25 Kasım’a nasıl bir süreçte gidildiğini ve Halkevci Kadınlar’ın bu süreci nasıl örgütlediğini anlatan Serin, tüm kadınları “Yaşamak için feminist mücadeleye” çağırdı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Kelebekler kanat çırpmaya devam ediyor.
Türkiye’den Filistin’e, Filistin’den İran’a, İran’dan Arjantin’e kadınlar hayatları için direniyor. Evlerden sokaklara, kampüslerden atölyelere, liselerden yurtlara isyanın sesi yankılanıyor.
Müvekkilimiz Dursun Ali Koyuncu, 7 Eylül 2024 tarihinden beri hukuk dışı bir şekilde tutuklu bulunmaktadır. Süreç içerisinde usule aykırı şekilde ifadesi alınan, hukuk dışı yollarla gece araması ile yakalanan, ters kelepçe yapılmak suretiyle gözaltına alınan ve bu şekilde doktor kontrolünden geçirilen, Kars T Tipi Cezaevine adeta kaçırılan müvekkilimizin Hopa Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan soruşturma dosyasında iddianame tanzim edilmiştir. Bahse konu iddianame, görevli mahkeme tarafından henüz kabul edilmemiş olup duruşma günü iddianamenin kabulü ile verilecektir.
Geçtiğimiz ay İstanbul’da bebekleri anlaşmalı hastanelere sevk ederek daha fazla kâr eden ve ölümlerine neden olan “çete”nin ortaya çıkmasıyla birlikte sağlık sisteminin yarattığı yıkım bir kez daha gündemimiz oldu.
Türkiye’nin dört bir yanında “sağlık sisteminiz bizi öldürüyor” “sorumlular hesap versin” “sağlık hakkımı ver” diyerek sokaklara çıktık.
“Yenidoğan Çetesi”nin yargılanmasına bugün, 18 Ekim 2024 tarihinde, Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanıyor.
Bu sistemin yarattığı yıkımın “bir çete” in sorumluluğuna sıkıştırılmasına izin vermeyeceğiz. Öncelikle bu ölüm ağının parçası olan herkes hesap vermelidir.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu soruşturmanın geçtiği dönemde İstanbul İl Sağlık Müdürü idi. İl Sağlık Müdürlüğünün de sorumluluğunun olduğu bir soruşturma yürütülürken Sağlık Bakanlığı koltuğunda oturamaya devam etti. Şimdi yargılama devam ederken görevi başında. Sağlık Bakanı derhal görevden alınmalıdır.
Dönemin Bakanı Fahrettin Koca’dır. Kendisi özel hastane zincirine sahip olan Koca görevi Kemal Memişoğlu’na devretmiştir. Özel hastane patronu Koca’nın Sağlık Bakanı olarak yetkili olduğu bu süreçteki sorumluluğu titizlikle araştırılmalıdır.
Eski Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun hastanesinin adı da 19 hastane arasında yer almaktadır. Bakan Müezzinoğlu döneminde sağlık sermayesi ile kurulan ilişkilerin hepsi denetlenmelidir.
Kar odaklı özel hastane işletenlerin Sağlık Bakanlığı görevlerini sürdürmesi bu tablonun nasıl oluşabildiğini göstermektedir.
Bir kez daha tekrar ediyoruz: Yenidoğan Çetesi davasının takipçisi olacağız. Bu sürecin sorumluluğunu sadece çeteye daraltarak sağlığımızı karartmaya devam etmelerine izin vermeyeceğiz. Bu ölüm ağının parçası olan herkes hesap verecek.
Kamusal, eşit, ulaşılabilir, nitelikli ve parasız sağlık hakkı için mücadeleyi büyütecek, sağlık hakkımızı alacağız.
İnsanca Bir Yaşam İçin Sağlık Hakkımı Ver!
Namı diğer Cimşit ya da ‘’Kibar dayı” mı desek? Sen ki sevdikleri tarafından farklı namla anılansın. Sen ki mertliğinle bize can olansın. Ne mutlu ki aynı kör kurşunla yaralanan Ersan ve Gökhan’a, senin yanında yaralanma şerefine erdiler. Sizin sayenizde Murat’la bana kurşun yetmedi. Bugün sensizliğin 8. günü. Seni Artvin Kapalı Cezaevi’nden selamlıyorum abim.
Burada kitap bulmak mesele. Nazım’ın kitabını buldum. Daha önce okumuştum. Yine okudum. Bak hangi şiirle karşılaştım? Çok sevdiğin Deniz’e atfediliyor. Ama ben okuyunca sen geldin aklıma. Senin bana okuduğun o dörtlüğü gördüm. Hatırlar mısın bir akşam okumuştun. Sana “Sevdalandım abi” dediğimde, “Neydi o şiir, sevmek mükemmel iş delikanlım, sev benden izin sana” demiştin. Eksik aksak okumuştun. Sonra da ekledin, “Ben de Rukiye ablanı seviyorum.”
Çok vicdansızlar be abim. Bu insanlarla ömür geçer mi, içim daralıyor dört duvar arasında düşündükçe. Bugün burada 4. günüm. Daha senin yasını tutamadan beni aldılar, öyle kalleşçe aldılar ki, şafak operasyonuyla. Zannedersin çete kurmuşuz, kara para aklamış devleti dolandırmışız gibi davrandılar. Şimdi sen yanımda olsan, “Oğlum keşke o söylediklerini yapmış olsan, hırsız olsan, namussuz olsan” derdin. Sabaha karşı mahkeme kurdular. Yangından mal kaçırır gibi beni tıktılar. Ne demişim? “Katiller hesap verecek”. Acımı yaşamaya çalışırken benim feryadımdan ar edeceklerine kaydedip sinsi planlarının hazırlığı içindeymişler. Biz de bizi anlıyorlar zannediyorduk. Kalpleri kurumuş bunların abim. Senin ödediğin bedelin karşısında bu hiç, biliyorsun değil mi abim. Seni kalleşçe vurdular. Arkadaş dediğin, üstelik köydeki, Hopa’daki komşularının desteğiyle.
Ama abim Hopa Meydanı’nda şanına yakışır bir törenle uğurladık seni. Ülke bağrına bastı. Her yerde insanlar senin için sokağa çıktı. Meydanda kalabalık hep bir ağızdan haykırdı, “Reşit’in hesabı sorulacak” diye. Hesabın sorulacak abim, merak etme. Failler kadar sorumlu olanlar da insan içine çıkamayacak. Çıksa bile ölümü görmüş gibi yüz çevireceğiz.
Üşüyorum abi. Toprak incitti mi seni? Çok gezdirdik seni abi, kızdın mı? “Ulan eşek herifler, yeter da, gömecekseniz gömün” mü dedin?
Mahallenin delikanlısı, artist abim. Sen gelmeden sesin gelirdi. Bayramların vazgeçilmezi. Bayram sabahları ne yapacağız biz? Cenazelerde her işe koşan, düğünlerin komutçusu güzel insan. Çakırkeyif oldu mu çok güzel türkü tuttururdun. Sen biten bir şarkı değil, Cankurtaran’da ağaçsın. Kazandık abi, duydun mu? Cankurtaran artık özgür. Hani şenlik yapacaktık abim.
Sen ölmedin ki! Sen artık Arhavi’nin dağlarında madene karşı direnişsin. Sen bütün yaşam alanlarını savunanların baş ucunda kentine, doğasına sahip çıkanların umudusun. Sen bizim gururumuzsun Reşit Kibar. Sen ölümsüzsün.
Seni kör kurşunla vuranlar bin kere öldüler, sen bizimle yaşıyorsun. Ölümüne sebep olanlar her gün ölüyor. Sen bizim neferimizsin, delikanlımızsın.
Delikanlım!
İyi bak yıldızlara
onları belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha
yıldızların ışığında
kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin.
Delikanlım!.
Senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
kâinatın en mükemmel şeyidir.
Delikanlı Reşit Kibar, hoşça kal.